her çocuk ateist doğar...!
kafir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kafir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2010

Dinn Dann Donn: İlan! (Kandil Özel) -2-

Geçen yazımda kandil zamanında canımı sıkan şeylerden bahsetmiştim, şimdi ise biraz daha kişisele girmek istiyorum sevgili okur..
Müslüman anne-babanın tek çocuğuyum ve ciddi bir şekilde din eğitimi aldım. Buraları zaten biliyorsunuz sayıyorum ve "tipik yobaz müslüman hayatı" canlandırmanızı rica ediyorum; beni yapmaya çalıştıkları şey işte o.
O kandil günü küçük teyzem telefonla aradı, kılınacak namaz varmış; haber veriyor kılalım diye.. Hani şu "Süleymancı"ların takvim ve kitaplarındaki şeylerden.. Fazilet Neşriyat'ın takvimleri vardır hani; namaz vakitlerinin olduğu yerler mavidir.. Diyanet'in saatiyle uyuşmaz namaz vakitleri, tedbirli olunsun diye 3-5 dk sarkıtırlar namaz vaktini.. Dua kitabı da şunun aynısı:

Ananem de bize geldi bir haftadır kalıyor, başladı beni sıkıştırmaya "Hadi oğlum, bak kandil gecesi. Namaz var kılınacak, hadi evladım" falan derken ben sıvıştım oradan.. Hayır, bunlar bana 5 vakit namaz kılayım diye de ısrar ediyor; kılmıyorum(babamla olan mevzu apayrı).

Akşam ezanı okundu gittim çeşmeye; ıslattım elimi, yüzümü, kollarımı falan.. Aldım odamdaki seccadeyi serdim falan, neyse atlattık onu.. Amaaa hiç o kadarla sınırlı kalır mı?

Babam: Oğlum hadi kalk camiye gidiyoruz, kandil bu gece..
Ben: Ya baba, ben gelmesem olmaz mı? Hep gidiyoruz zaten, burda kılarım?
Babam: Ne demek gelmicem ben lan?! Yürüü!! Vaaz dinle azcık, burda bilgisayarda şeytan işleriyle uğraşıyorsun, imanını zayıflatır bu.

Sonuç olarak zorla camiye gittim gene.. Tabi tam anlamıyla bir "kafir" olarak; gusülsüz ve necistim. Ama onca müslümanın arasından üst kata çıktım ve en arkaya geçtim.. Kimse de farketmedi =) O değil de bu satırları yazarken; "münafık" olduğumu farkettim, tam kafir değilim evet, camiye gidip namaz kılıyorum.. Bu arada google'da münafık yazıp bi aratın görselleri, gerçekten ilginç kişiler var =)

Neyse efenim; eğilip, domalmaya başladık topluca.. Bir terlemeye başladım o sıcaktan sorma sevgili okur.. Onca herif içerde ve nefes alıp veriyor; üstelik kapı cam da açılmıyor "yaşlılar" hasta olmasın diye!! Siktirin gidin lan o zaman evinizde kılın namazınızı, ne hakkınız var beni veya ordaki diğer müslileri rahatsız etmeye?

Yok, ı. ı. problem bu değildi. Hah, ordan geldik eve; "Hadi bakalım Kuran okuycan şimdi." Ya dedim saat kaç oldu, gidin uyuyun; yok diyorlar illa okuycan.. İyi dedim amk, ben de bilgisayardan okurum, sesiyle de dinlerim; yanlışlarımı düzeltmeye adam lazım değil.. Girdim buldum www.mukabele.com 'dan 10 sayfa o kuran dinledim ya... Tamam aga, ateist olmadan önce çokça katıldım bu kuran ziyafetleri olaylarına; hatta bi kaç tane hafızla 2-3 saatlik videolarım var, adamlarla oturup konuştum da.. Ama onlar geride kaldı, yeter!

Şeytanınız bol olsun millet...
(Uzunca zamandır yazamadım bloga, ama bundan sonra eskisinden daha çok vakit geçirmeyi planlıyorum burada.. Tabi okundukça, okunduğumu bildikçe...)

28 Mayıs 2010

"nasıl ateist oldum?" yazıma yorum (okurdan..)

"nasıl ateist oldum?" makalesi için buraya tıklanmasına...

Yazıyı facebooktaki sayfamda admin olduğum profile atmış kendisi. Bir feykle göndermiş.
Kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum buradan...


Sanırım Türkiye'deki tüm atesitler (ateizme giderken) benzer yolu izliyorlar :)

İnanır mısınız ben ilkokulda tam 8 sene bir tarikatın (Fettullah Gülen tarikatı) okullarında okudum.


Babam deist, annem ise namazlarını aksatmayan bir sünnidir. Fakat annem ve babamın bana hiç bir etkisi olmadı. Babam inancının adını (deizm) bile bilmezken ben ona söyledim baba deizm deniyor senin düşüncelerine diye; annem ise kendi çevresinde köyden kente ilk göç eden kuşaktan olduğu için biraz cahil kalmış, dini konularda ebeveynlerinin dediklerine körü körüne inanan iyi niyetli biridir. Benim beynimi yıkamak yerine daha çok çamaşırlarımı yıkayıp bana sevgi göstermekle uğraşırdı.

Yani ailemin düşüncelerime bir müdahalesi olmadı, fakat okulda sürekli beynim yıkanmaya çalışılıyordu. Nasıl desem, okul olmayan günlerde öğretmenlerin bizi çağırıp tarikat liderlerinin vaazlarını dinletmesi, nutuk çekmeleri felan...
Çocuğum tabi, söyledikleri şeylere hiç düşünmeden katılıyor, katılmayan kafirlerin ise öldürülmesi gerektiğini savunuyordum bir terörist edasıyla (yaklaşık 9 yaşındayken).

Daha çocukluktayken oluşmuş aşırı muhafazakar davranışlarım hocalarımın hoşuna gitmiş olacak ki beni öğrenciler arasında kendi rütbe sistemlerine göre en yüksek yerlere getirmişlerdi (ilkokul 6-7. sınıflardayken - yaş 12-13).
Ergenliğe girmemle beraber kafamdaki 1,5 kiloluk et parçası çalışmaya başladı. Tabi ilk başlarda dini, felsefi konular yerine insan vücudunun anatomisi ile ilgilenmeye başladı yeni ergen beynim :). Fakat zaman geçtikçe hafta sonları gittiğim toplantılarda da yoluma çıkmaya başladı bu küçük et parçacığı. Okulda kendisini susturup transa geçiriyor (zorunda kalıyordum) evde ise serbest bırakıp koltuklara çıkıp zıplamasına, halıya işemesine felan izin veriyordum :D .

Biraz daha zaman geçtiğinde ise artık okuldaki beyin yıkama seanslarından bir şey anlamamaya başladım. Öğretmenim ve arkadaşlarım kendilerinden geçerken benim göz kapaklarım kapanıyor gibi oluyor ama tam kapanmıyordu. Fakat bu, yine geçici olarak şuurumu kaybettiğimden değil, hocamın anlattığı yarı anlamlı şeylerden sıkılıp uykumun gelmesinden kaynaklanıyordu. Lanet olasıca beynim hayata basitçe bakmamı engellemiş, boş vakitlerimde oyun oynamak yerine yaşam hakkında düşünmeyi tercih etmeme sebep olmuştu.

Kafa tasımı işgal eden bu mekanizmanın benimle çok sık konuşmaya başladığını farkettiğimde ben de sözlerine kulak vermeye başladım. İnandığım dindeki çelişkileri farkettim. Ve doğal olarak kormaya da başladım, acaba bende mi bir kafirim diye. Çünkü düşünmekten o kadar çok uzaklaştırılmıştım ki öğretmenlerim tarafından, bırakın Allah'ın varlığını, öğretmenlerimin anlattıkları bilgilerde bir çelişki, bir yanlış olduğunu düşündüğümde, gezegen büyüklüğündeki ekmek fırınlarında yanacağıma inandırılmıştım.

Din hakkında aklıma takılan soruları hocalarıma sormayı düşünürken, hocalarımın bu tür sorulara hoş bakmayacağını farkettim. Malesef yine o pis et parçasıyla ,beynimle, başbaşa kalmıştım. Boş vakitlerimde, gece uyumadan önce, saatlerce tartıştığım oldu kendisiyle. Dinledikçe ona ısındım, hoşlanmaya başladım. En sonunda söylediklerinin mantıklı, doğru olan şeyler olduğuna kanaat getirdim. Artık beynimi seviyor ondan korkmuyordum.

Beynime aşık olduktan sonra, bu masum aşkın karşılığı olarak küllerime kadar yanacak, sonra tekrar ete kemiğe bürünüp, tekrar yanacaktım. Aklımdaki tozlanmış, eski bilgilere göre böyleydi bu. Fakat neden böyle olsundu ki? Yıllardır Tanrının beni sevdiğine fakat benimki gibi suçsuz düşüncelere dalan, meraklı sevgililerine sonsuza kadar işkence ettiğine inandırılmıştım. Asıl kopma işte tam burada yaşanmıştı. İnandığım dinin peygamberi bana böyle bir tanrı sunmuş, ben o tanrıdan çok fena korkmuştum. Zaman geçtikçe, bir tanrının böyle olmamasına karar verdim.

Çocukluktan yeni yeni çıkarken çok müthiş bir teknik öğrenmiştim. Bu teknikle başka insanların da 'lanet olasıca, pis, kaka' beyinlerini okuyabiliyordum. Diğer insanlar empati diyorlardı buna. Şimdi deneyeceğim ise çok tehlikeli bir şeydi. Empatiyi Tanrı üstünde kullanıp gerçek bir tanrının nasıl olacağını anlamaya çalışacaktım. Uzun uğraşlarım sonucu inandığım eski tanrının bazı özelliklerine benzer özelliklere sahip bir tanrı keşfettim. Bu tanrı beni seviyordu ve sadist değildi. Sırf kendi verdiği bir organı (evet beynimi) kullandım diye beni yakmayacaktı. Gariptir, ben ona Allah diyordum ama aynı zamanda eski hocalarım da kendi tanrılarına Allah diyorlardı. Bugün hala kendilerine anlatmaya çalışıyorum, sizinki de benimki de öngörülerle oluşturulmuş tanrılar, fakat sizinkinin pek çok saçma, birbiriyle çelişen özellikleri var diye. Ve ben bunu dile getirdiğimde, 9 yaşındaki çocuklar tarafından "öldürülmesi gereken bir kafir" olarak etiketleniyordum.

Evet, an itibariyle deistim. Ara sıra agnostik olacak gibi oluyorum ama o noktada yine beynim beni engelliyor. Agnostikliğe yaklaştığımda bu yolun ateistliğe kadar varacağını farkediyorum. Yarı agnostik olduğumda işgüzar beynim "madem bilemiyorsun tanrının varlığını, olduğuna inan o zaman. Eğer yoksa birşey kaybetmezsin, eğer varsa ve inanmıyorsan işte o zaman ayva kasasını yedin" diyor.

Bu da benim hikayem. Arkadaşın biri "kimsenin umrunda değil ateistliğin" gibi birşey söylemiş. Fakat dini inancı konusunda şüpheye düşenler bilir sadece, bu şüphenin nasıl acı verici birşey olduğunu. Birbirimizle paylaşarak rahatlamaya çalışıyoruz işte.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Son olarak, "lanet olasıca" beyninize iyi bakın, onunla sohbet etmeye devam edin :)



Eğer bu şekilde söylemek istedikleriniz, içinizi dökmek istediğiniz zamanlarda yazılar yazıyorsanız; Facebook profilinden ya da e-mail
yoluyla benimle iletişim kurabilirsiniz.
Şüphesiz ki; ben varım.

16 Mayıs 2010

Bütün Amerika Cehennemlik, But Jesus Love You ♥

Başlıkta "Ama Tanrı Sizi Seviyor"u kullanıcaktım ama orijinalitesi bozulsun istemedim. Hristiyalarla müslümanları karşılaştırmayacam. {Peşin Edit hesabı;)}

Geçen akşam -daha doğrusu geceydi, 12den sonra falan- midemde bir guruldama hissettim sevgili okur. "Du bi gideyim ne var zıkkımlanmaya?" düşünceleriyle gittim mutfağa. Bi kutu meyve suyu buldum, biraz da pide vardı. Ayaktayım, başladım onları yemeğe..


Annem de geldi yanıma oturdu, o da otlanıyo benim nevaleden. Konuşuyoruz falan, o sırada peder bey damladı içere. Bişeyler sordu anneme, sonra da beni süzmeye başladı. 5-6 sn baktıktan sonra şöyle bi diyalog geçti:
Peder: Ne ayakta yiyon lan? Otursana! Bilmiyon mu ayakta durmanın günah olduğunu!?
Ben: Eee, namaz kılarken de ayakta duruyoz; o da günah o zaman..
(Yaşanılan bi 10 sn'lik dumurun ardından)
Peder: Yav işte tamam günah değil ama kötü öyle ayakta yemek.
Valide: Yavrum, bak peygamber efendimizin sünneti bu. Oturup da yemek yemek.
Ben: Ya siz hep hadislere, sünnetlere bağlı mı iş yapıyosunuz? Oturmak istemiyorum! Sünnete uymayacam.
Peder: Ulan ben şimdi senin!
Valide: Tamam hayatım, şimdi böyle istiyormuş çocuk. Bırak ayakta yesin...
Sonuç: Ayakta yerim yediğimi, pederin de gıkı çıkmaz.

Olaya bilimsel açıdan bakmak istedim; ama "ayakta yemek yemenin zararları"nı arayınca nedense bir tek islami siteler çıkıyor ya da islamı övmek, yüceltmek adına yazılan yazılar... Bilim konusunda herhangi bir dini siteye güvenemem, forumların ne bok olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir sakıncası var mı bunun, bilen varsa konuşsun. Gerçekten bilmiyorum.

Neyse efenim, tekrar konumuza dönersek; Amerikan halkı ve bütün fast-food'çular cehennemlik baksanıza :) .. Hani günahtı ya ayakta yemek ondan şeyediyorum.. Aaa bi saniye bi saniye! E onlar zaten KAFİR tamam bakmaya gerek yok günahına şeyine..

Güneş kremlerimizi almayı unutmayalım sevgili kafir kardeşlerim ♥