her çocuk ateist doğar...!
deizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
03 Ağustos 2013
Allah Yok, Din Yalan (Hala...)
raya yazdığım en son yazının ardından epeyce zaman geçti. Ben üniversiteye başladım, iki yıl oldu hatta.. Biraz daha yaşlandım, türlü insanlarla karşılaştım, hatalarım oldu, daha önce olan hatalarımın sonradan farkına vardım vesaire...
Etiketler:
agnostisizm,
allah yok din yalan,
ateist sıkıntıları,
ateizm,
beyin yıkama,
cami,
deizm,
din,
kadir gecesi,
kandil,
oruç,
ramazan,
yobaz
28 Mayıs 2010
"nasıl ateist oldum?" yazıma yorum (okurdan..)
"nasıl ateist oldum?" makalesi için buraya tıklanmasına...
Yazıyı facebooktaki sayfamda admin olduğum profile atmış kendisi. Bir feykle göndermiş.
Kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum buradan...
Sanırım Türkiye'deki tüm atesitler (ateizme giderken) benzer yolu izliyorlar :)
İnanır mısınız ben ilkokulda tam 8 sene bir tarikatın (Fettullah Gülen tarikatı) okullarında okudum.

Babam deist, annem ise namazlarını aksatmayan bir sünnidir. Fakat annem ve babamın bana hiç bir etkisi olmadı. Babam inancının adını (deizm) bile bilmezken ben ona söyledim baba deizm deniyor senin düşüncelerine diye; annem ise kendi çevresinde köyden kente ilk göç eden kuşaktan olduğu için biraz cahil kalmış, dini konularda ebeveynlerinin dediklerine körü körüne inanan iyi niyetli biridir. Benim beynimi yıkamak yerine daha çok çamaşırlarımı yıkayıp bana sevgi göstermekle uğraşırdı.
Yani ailemin düşüncelerime bir müdahalesi olmadı, fakat okulda sürekli beynim yıkanmaya çalışılıyordu. Nasıl desem, okul olmayan günlerde öğretmenlerin bizi çağırıp tarikat liderlerinin vaazlarını dinletmesi, nutuk çekmeleri felan...
Çocuğum tabi, söyledikleri şeylere hiç düşünmeden katılıyor, katılmayan kafirlerin ise öldürülmesi gerektiğini savunuyordum bir terörist edasıyla (yaklaşık 9 yaşındayken).
Daha çocukluktayken oluşmuş aşırı muhafazakar davranışlarım hocalarımın hoşuna gitmiş olacak ki beni öğrenciler arasında kendi rütbe sistemlerine göre en yüksek yerlere getirmişlerdi (ilkokul 6-7. sınıflardayken - yaş 12-13).
Ergenliğe girmemle beraber kafamdaki 1,5 kiloluk et parçası çalışmaya başladı. Tabi ilk başlarda dini, felsefi konular yerine insan vücudunun anatomisi ile ilgilenmeye başladı yeni ergen beynim :). Fakat zaman geçtikçe hafta sonları gittiğim toplantılarda da yoluma çıkmaya başladı bu küçük et parçacığı. Okulda kendisini susturup transa geçiriyor (zorunda kalıyordum) evde ise serbest bırakıp koltuklara çıkıp zıplamasına, halıya işemesine felan izin veriyordum :D .
Biraz daha zaman geçtiğinde ise artık okuldaki beyin yıkama seanslarından bir şey anlamamaya başladım. Öğretmenim ve arkadaşlarım kendilerinden geçerken benim göz kapaklarım kapanıyor gibi oluyor ama tam kapanmıyordu. Fakat bu, yine geçici olarak şuurumu kaybettiğimden değil, hocamın anlattığı yarı anlamlı şeylerden sıkılıp uykumun gelmesinden kaynaklanıyordu. Lanet olasıca beynim hayata basitçe bakmamı engellemiş, boş vakitlerimde oyun oynamak yerine yaşam hakkında düşünmeyi tercih etmeme sebep olmuştu.
Kafa tasımı işgal eden bu mekanizmanın benimle çok sık konuşmaya başladığını farkettiğimde ben de sözlerine kulak vermeye başladım. İnandığım dindeki çelişkileri farkettim. Ve doğal olarak kormaya da başladım, acaba bende mi bir kafirim diye. Çünkü düşünmekten o kadar çok uzaklaştırılmıştım ki öğretmenlerim tarafından, bırakın Allah'ın varlığını, öğretmenlerimin anlattıkları bilgilerde bir çelişki, bir yanlış olduğunu düşündüğümde, gezegen büyüklüğündeki ekmek fırınlarında yanacağıma inandırılmıştım.
Din hakkında aklıma takılan soruları hocalarıma sormayı düşünürken, hocalarımın bu tür sorulara hoş bakmayacağını farkettim. Malesef yine o pis et parçasıyla ,beynimle, başbaşa kalmıştım. Boş vakitlerimde, gece uyumadan önce, saatlerce tartıştığım oldu kendisiyle. Dinledikçe ona ısındım, hoşlanmaya başladım. En sonunda söylediklerinin mantıklı, doğru olan şeyler olduğuna kanaat getirdim. Artık beynimi seviyor ondan korkmuyordum.
Beynime aşık olduktan sonra, bu masum aşkın karşılığı olarak küllerime kadar yanacak, sonra tekrar ete kemiğe bürünüp, tekrar yanacaktım. Aklımdaki tozlanmış, eski bilgilere göre böyleydi bu. Fakat neden böyle olsundu ki? Yıllardır Tanrının beni sevdiğine fakat benimki gibi suçsuz düşüncelere dalan, meraklı sevgililerine sonsuza kadar işkence ettiğine inandırılmıştım. Asıl kopma işte tam burada yaşanmıştı. İnandığım dinin peygamberi bana böyle bir tanrı sunmuş, ben o tanrıdan çok fena korkmuştum. Zaman geçtikçe, bir tanrının böyle olmamasına karar verdim.
Çocukluktan yeni yeni çıkarken çok müthiş bir teknik öğrenmiştim. Bu teknikle başka insanların da 'lanet olasıca, pis, kaka' beyinlerini okuyabiliyordum. Diğer insanlar empati diyorlardı buna. Şimdi deneyeceğim ise çok tehlikeli bir şeydi. Empatiyi Tanrı üstünde kullanıp gerçek bir tanrının nasıl olacağını anlamaya çalışacaktım. Uzun uğraşlarım sonucu inandığım eski tanrının bazı özelliklerine benzer özelliklere sahip bir tanrı keşfettim. Bu tanrı beni seviyordu ve sadist değildi. Sırf kendi verdiği bir organı (evet beynimi) kullandım diye beni yakmayacaktı. Gariptir, ben ona Allah diyordum ama aynı zamanda eski hocalarım da kendi tanrılarına Allah diyorlardı. Bugün hala kendilerine anlatmaya çalışıyorum, sizinki de benimki de öngörülerle oluşturulmuş tanrılar, fakat sizinkinin pek çok saçma, birbiriyle çelişen özellikleri var diye. Ve ben bunu dile getirdiğimde, 9 yaşındaki çocuklar tarafından "öldürülmesi gereken bir kafir" olarak etiketleniyordum.
Evet, an itibariyle deistim. Ara sıra agnostik olacak gibi oluyorum ama o noktada yine beynim beni engelliyor. Agnostikliğe yaklaştığımda bu yolun ateistliğe kadar varacağını farkediyorum. Yarı agnostik olduğumda işgüzar beynim "madem bilemiyorsun tanrının varlığını, olduğuna inan o zaman. Eğer yoksa birşey kaybetmezsin, eğer varsa ve inanmıyorsan işte o zaman ayva kasasını yedin" diyor.
Bu da benim hikayem. Arkadaşın biri "kimsenin umrunda değil ateistliğin" gibi birşey söylemiş. Fakat dini inancı konusunda şüpheye düşenler bilir sadece, bu şüphenin nasıl acı verici birşey olduğunu. Birbirimizle paylaşarak rahatlamaya çalışıyoruz işte.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Son olarak, "lanet olasıca" beyninize iyi bakın, onunla sohbet etmeye devam edin :)
Eğer bu şekilde söylemek istedikleriniz, içinizi dökmek istediğiniz zamanlarda yazılar yazıyorsanız; Facebook profilinden ya da e-mail yoluyla benimle iletişim kurabilirsiniz.
Şüphesiz ki; ben varım.
Yazıyı facebooktaki sayfamda admin olduğum profile atmış kendisi. Bir feykle göndermiş.
Kendisine tekrar tekrar teşekkür ediyorum buradan...
Sanırım Türkiye'deki tüm atesitler (ateizme giderken) benzer yolu izliyorlar :)
İnanır mısınız ben ilkokulda tam 8 sene bir tarikatın (Fettullah Gülen tarikatı) okullarında okudum.
Babam deist, annem ise namazlarını aksatmayan bir sünnidir. Fakat annem ve babamın bana hiç bir etkisi olmadı. Babam inancının adını (deizm) bile bilmezken ben ona söyledim baba deizm deniyor senin düşüncelerine diye; annem ise kendi çevresinde köyden kente ilk göç eden kuşaktan olduğu için biraz cahil kalmış, dini konularda ebeveynlerinin dediklerine körü körüne inanan iyi niyetli biridir. Benim beynimi yıkamak yerine daha çok çamaşırlarımı yıkayıp bana sevgi göstermekle uğraşırdı.
Yani ailemin düşüncelerime bir müdahalesi olmadı, fakat okulda sürekli beynim yıkanmaya çalışılıyordu. Nasıl desem, okul olmayan günlerde öğretmenlerin bizi çağırıp tarikat liderlerinin vaazlarını dinletmesi, nutuk çekmeleri felan...
Çocuğum tabi, söyledikleri şeylere hiç düşünmeden katılıyor, katılmayan kafirlerin ise öldürülmesi gerektiğini savunuyordum bir terörist edasıyla (yaklaşık 9 yaşındayken).
Daha çocukluktayken oluşmuş aşırı muhafazakar davranışlarım hocalarımın hoşuna gitmiş olacak ki beni öğrenciler arasında kendi rütbe sistemlerine göre en yüksek yerlere getirmişlerdi (ilkokul 6-7. sınıflardayken - yaş 12-13).
Ergenliğe girmemle beraber kafamdaki 1,5 kiloluk et parçası çalışmaya başladı. Tabi ilk başlarda dini, felsefi konular yerine insan vücudunun anatomisi ile ilgilenmeye başladı yeni ergen beynim :). Fakat zaman geçtikçe hafta sonları gittiğim toplantılarda da yoluma çıkmaya başladı bu küçük et parçacığı. Okulda kendisini susturup transa geçiriyor (zorunda kalıyordum) evde ise serbest bırakıp koltuklara çıkıp zıplamasına, halıya işemesine felan izin veriyordum :D .
Biraz daha zaman geçtiğinde ise artık okuldaki beyin yıkama seanslarından bir şey anlamamaya başladım. Öğretmenim ve arkadaşlarım kendilerinden geçerken benim göz kapaklarım kapanıyor gibi oluyor ama tam kapanmıyordu. Fakat bu, yine geçici olarak şuurumu kaybettiğimden değil, hocamın anlattığı yarı anlamlı şeylerden sıkılıp uykumun gelmesinden kaynaklanıyordu. Lanet olasıca beynim hayata basitçe bakmamı engellemiş, boş vakitlerimde oyun oynamak yerine yaşam hakkında düşünmeyi tercih etmeme sebep olmuştu.
Kafa tasımı işgal eden bu mekanizmanın benimle çok sık konuşmaya başladığını farkettiğimde ben de sözlerine kulak vermeye başladım. İnandığım dindeki çelişkileri farkettim. Ve doğal olarak kormaya da başladım, acaba bende mi bir kafirim diye. Çünkü düşünmekten o kadar çok uzaklaştırılmıştım ki öğretmenlerim tarafından, bırakın Allah'ın varlığını, öğretmenlerimin anlattıkları bilgilerde bir çelişki, bir yanlış olduğunu düşündüğümde, gezegen büyüklüğündeki ekmek fırınlarında yanacağıma inandırılmıştım.
Din hakkında aklıma takılan soruları hocalarıma sormayı düşünürken, hocalarımın bu tür sorulara hoş bakmayacağını farkettim. Malesef yine o pis et parçasıyla ,beynimle, başbaşa kalmıştım. Boş vakitlerimde, gece uyumadan önce, saatlerce tartıştığım oldu kendisiyle. Dinledikçe ona ısındım, hoşlanmaya başladım. En sonunda söylediklerinin mantıklı, doğru olan şeyler olduğuna kanaat getirdim. Artık beynimi seviyor ondan korkmuyordum.
Beynime aşık olduktan sonra, bu masum aşkın karşılığı olarak küllerime kadar yanacak, sonra tekrar ete kemiğe bürünüp, tekrar yanacaktım. Aklımdaki tozlanmış, eski bilgilere göre böyleydi bu. Fakat neden böyle olsundu ki? Yıllardır Tanrının beni sevdiğine fakat benimki gibi suçsuz düşüncelere dalan, meraklı sevgililerine sonsuza kadar işkence ettiğine inandırılmıştım. Asıl kopma işte tam burada yaşanmıştı. İnandığım dinin peygamberi bana böyle bir tanrı sunmuş, ben o tanrıdan çok fena korkmuştum. Zaman geçtikçe, bir tanrının böyle olmamasına karar verdim.
Çocukluktan yeni yeni çıkarken çok müthiş bir teknik öğrenmiştim. Bu teknikle başka insanların da 'lanet olasıca, pis, kaka' beyinlerini okuyabiliyordum. Diğer insanlar empati diyorlardı buna. Şimdi deneyeceğim ise çok tehlikeli bir şeydi. Empatiyi Tanrı üstünde kullanıp gerçek bir tanrının nasıl olacağını anlamaya çalışacaktım. Uzun uğraşlarım sonucu inandığım eski tanrının bazı özelliklerine benzer özelliklere sahip bir tanrı keşfettim. Bu tanrı beni seviyordu ve sadist değildi. Sırf kendi verdiği bir organı (evet beynimi) kullandım diye beni yakmayacaktı. Gariptir, ben ona Allah diyordum ama aynı zamanda eski hocalarım da kendi tanrılarına Allah diyorlardı. Bugün hala kendilerine anlatmaya çalışıyorum, sizinki de benimki de öngörülerle oluşturulmuş tanrılar, fakat sizinkinin pek çok saçma, birbiriyle çelişen özellikleri var diye. Ve ben bunu dile getirdiğimde, 9 yaşındaki çocuklar tarafından "öldürülmesi gereken bir kafir" olarak etiketleniyordum.
Evet, an itibariyle deistim. Ara sıra agnostik olacak gibi oluyorum ama o noktada yine beynim beni engelliyor. Agnostikliğe yaklaştığımda bu yolun ateistliğe kadar varacağını farkediyorum. Yarı agnostik olduğumda işgüzar beynim "madem bilemiyorsun tanrının varlığını, olduğuna inan o zaman. Eğer yoksa birşey kaybetmezsin, eğer varsa ve inanmıyorsan işte o zaman ayva kasasını yedin" diyor.
Bu da benim hikayem. Arkadaşın biri "kimsenin umrunda değil ateistliğin" gibi birşey söylemiş. Fakat dini inancı konusunda şüpheye düşenler bilir sadece, bu şüphenin nasıl acı verici birşey olduğunu. Birbirimizle paylaşarak rahatlamaya çalışıyoruz işte.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Son olarak, "lanet olasıca" beyninize iyi bakın, onunla sohbet etmeye devam edin :)
Eğer bu şekilde söylemek istedikleriniz, içinizi dökmek istediğiniz zamanlarda yazılar yazıyorsanız; Facebook profilinden ya da e-mail yoluyla benimle iletişim kurabilirsiniz.
Şüphesiz ki; ben varım.
25 Nisan 2010
nasıl ateist oldum?
Efenim öncelikle blogumda ilk olarak ne yazayım diye düşünmek beni biraz heyecanlandırdı ve sevindirdi. Ben de blogumun ilk yazısında dini inanç kaybımı anlatmaya karar verdim
Evet efenim, tutucu bir aileye sahibim ve anneciğim eski bir hocadır. O yüzden din konusunda çok iyi yetiştirildim. Dini vaazlara ve sohbetlere katıldım. Birçok hadisi ezbere bilirdim hatta uymayanlarla ilişkilerim zayıflardı. 10 yaşımdan beri 5 vakit namazımı kılar, orucumu tutar, camiye gider, Kuran okurdum.
Peki ya, bu benim isteğim miydi?
Yoksa ailemin bunu benim beynime kazımasıyla ortaya çıkan bir davranış biçimi mi?
Yakın zamana kadar kalın puntolu yazıya cevabım "evet" idi. Ama düşünmeye ve idrak etmeye başladığım bir gün, niye kılıyorum lan ben bu namazı dedim kendime. Din bana doyurucu cevaplar vermedi. Ardından oruç meselesi takıldı kafama, ulan 18 saat aç duruyosun; ne için? Fakirleri anlamak için! Ulan fakirler su içmiyor mu, suyu nasıl katıyorsun oruca? Bunun gibi İslam dinini ilgilendirecek bir çok soru daha...
Sonra baktım ki benim dinim tutarlı değil, yanlış bişeyler var ama ne? Tabi şakk diye ateist olunmuyor. Ne demiş üstad Darwin: "Dini inanç kaybı, ağır ve kırılgan bir süreçtir."
Bir gün sitenin birinde gezerken seks sitelerinden birinin reklamı gözüme takıldı. İki tane cıbıldak hatun resmini koymuşlar; altında da isimleri, yaşları, milliyetleri, dinleri yazıyor.
Evet efenim, tutucu bir aileye sahibim ve anneciğim eski bir hocadır. O yüzden din konusunda çok iyi yetiştirildim. Dini vaazlara ve sohbetlere katıldım. Birçok hadisi ezbere bilirdim hatta uymayanlarla ilişkilerim zayıflardı. 10 yaşımdan beri 5 vakit namazımı kılar, orucumu tutar, camiye gider, Kuran okurdum.
Peki ya, bu benim isteğim miydi?
Yoksa ailemin bunu benim beynime kazımasıyla ortaya çıkan bir davranış biçimi mi?
Yakın zamana kadar kalın puntolu yazıya cevabım "evet" idi. Ama düşünmeye ve idrak etmeye başladığım bir gün, niye kılıyorum lan ben bu namazı dedim kendime. Din bana doyurucu cevaplar vermedi. Ardından oruç meselesi takıldı kafama, ulan 18 saat aç duruyosun; ne için? Fakirleri anlamak için! Ulan fakirler su içmiyor mu, suyu nasıl katıyorsun oruca? Bunun gibi İslam dinini ilgilendirecek bir çok soru daha...
Sonra baktım ki benim dinim tutarlı değil, yanlış bişeyler var ama ne? Tabi şakk diye ateist olunmuyor. Ne demiş üstad Darwin: "Dini inanç kaybı, ağır ve kırılgan bir süreçtir."
Bir gün sitenin birinde gezerken seks sitelerinden birinin reklamı gözüme takıldı. İki tane cıbıldak hatun resmini koymuşlar; altında da isimleri, yaşları, milliyetleri, dinleri yazıyor.
Adı: Olga
Yaşı: 19
Nerden: Ukrayna
Dini: Ortodoks Hristiyan
Dini: Ortodoks Hristiyan
Adamların dini ne kadar güzel, istedikleri gibi eğleniyorlar, ilişkiye giriyorlar; sonra da papaza anlatıp günah çıkartıyolar. Tanrı da adamı affediyor. Buraya kadar bir problem yok. Her şey harika gidiyor. Hatta ulan diyorum acaba Hristiyanlık nasıl bişey?
Sonra gittim internetteki misyonerlerden bi tane İncil sipariş edttim beleşe. Kapıya kadar getiriyolar kargoyla tek kuruş da para almıyolar. Neyse efenim, sonra ben bunu okumaya başlamadan önce yanındaki ona eklemlenmiş külliyatı bir gözden geçireyim dedim. Öyle güzel yazmışlar ki kitapları, o gün Hristiyan olursun. O derece yani.. Ama bu kitapların da tek eksiği herşeyi İncil güzeldir, iyidir. İsa Rabdir, süpersoniktir falan filan. Seni okumaya zorluyorlar adamlar İncil'i. Kitapları bitirdiğimde "galiba hristiyan olurum, hristiyanlık çok güzel, İsa mesih" falan demeye başladım arada. Ama iş kutsal kitaba gelince, İncil'i okumaya başlayınca bu düşüncelerimden teker teker sıyrıldım. Hatta öyle ki, İslam'dan daha saçma geldi bu yazılar. Bu arada İslam'a olan inancımı tamamen kaybetmiştim. Ama hala bir Tanrı vardı. Deisttim yani.
Orda burda deizm, ateizmden önceki duraktır diyorlardı. Ama ya bi siktirin gidin lan, yaratan bişey olmaz mı hiç deyip onları cevaplıyordum o zamanlar. Bunu diyenlere kafam girsin falan diyordum. Emindim Tanrı'nın varolduğuna... Kesinlikle bir agnostik veya ateist olmayacaktım. Neyse efenim 3-4 ay deist olarak yaşadım, hayatımı buna göre şekillendirdim. Ama dinler konusunda cevapladığım bu sorunlara müteakip Tanrı'nın varlığı problemi beynimin etini kemirmeye başladı. Bunun üzerine bilimsel makaleler okudum, evrimi araştırdım ve en önemlisi Vasko Tan'ın bu konu hakkındaki videolarını izledim. Ve yine çetrefilli ve uzun bir süreçten sonra görüşüm tekrar değişti.. Önce bilemeyiz aga, vardır-yoktur diyemeyiz olm diyordum. Sonradan varolmadığına dair bilimsel kanıtlar beni ateizme götürdü.
Darwin'in dediği gibi: "Dini inanç kaybı, ağır ve kırılgan bir süreçtir." Ve ben de bu süreci tam da kurallarına uygun olarak geçirdim. Artık tamamen inançsızım.
http://www.facebook.com/video/video.php?v=292720840488&ref=mf
Yaşı: 19
Nerden: Ukrayna
Dini: Ortodoks Hristiyan
Dini: Ortodoks Hristiyan
Adamların dini ne kadar güzel, istedikleri gibi eğleniyorlar, ilişkiye giriyorlar; sonra da papaza anlatıp günah çıkartıyolar. Tanrı da adamı affediyor. Buraya kadar bir problem yok. Her şey harika gidiyor. Hatta ulan diyorum acaba Hristiyanlık nasıl bişey?
Sonra gittim internetteki misyonerlerden bi tane İncil sipariş edttim beleşe. Kapıya kadar getiriyolar kargoyla tek kuruş da para almıyolar. Neyse efenim, sonra ben bunu okumaya başlamadan önce yanındaki ona eklemlenmiş külliyatı bir gözden geçireyim dedim. Öyle güzel yazmışlar ki kitapları, o gün Hristiyan olursun. O derece yani.. Ama bu kitapların da tek eksiği herşeyi İncil güzeldir, iyidir. İsa Rabdir, süpersoniktir falan filan. Seni okumaya zorluyorlar adamlar İncil'i. Kitapları bitirdiğimde "galiba hristiyan olurum, hristiyanlık çok güzel, İsa mesih" falan demeye başladım arada. Ama iş kutsal kitaba gelince, İncil'i okumaya başlayınca bu düşüncelerimden teker teker sıyrıldım. Hatta öyle ki, İslam'dan daha saçma geldi bu yazılar. Bu arada İslam'a olan inancımı tamamen kaybetmiştim. Ama hala bir Tanrı vardı. Deisttim yani.
Orda burda deizm, ateizmden önceki duraktır diyorlardı. Ama ya bi siktirin gidin lan, yaratan bişey olmaz mı hiç deyip onları cevaplıyordum o zamanlar. Bunu diyenlere kafam girsin falan diyordum. Emindim Tanrı'nın varolduğuna... Kesinlikle bir agnostik veya ateist olmayacaktım. Neyse efenim 3-4 ay deist olarak yaşadım, hayatımı buna göre şekillendirdim. Ama dinler konusunda cevapladığım bu sorunlara müteakip Tanrı'nın varlığı problemi beynimin etini kemirmeye başladı. Bunun üzerine bilimsel makaleler okudum, evrimi araştırdım ve en önemlisi Vasko Tan'ın bu konu hakkındaki videolarını izledim. Ve yine çetrefilli ve uzun bir süreçten sonra görüşüm tekrar değişti.. Önce bilemeyiz aga, vardır-yoktur diyemeyiz olm diyordum. Sonradan varolmadığına dair bilimsel kanıtlar beni ateizme götürdü.
Darwin'in dediği gibi: "Dini inanç kaybı, ağır ve kırılgan bir süreçtir." Ve ben de bu süreci tam da kurallarına uygun olarak geçirdim. Artık tamamen inançsızım.
http://www.facebook.com/video/video.php?v=292720840488&ref=mf
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
